31 Mayıs 2010 Pazartesi

Kalkınma Ajansları ve Ajansların Gelirleri





KALKINMA AJANSLARI VE AJANSLARIN GELİRLERİ

1- GİRİŞ

Bilindiği üzere, Resmî Gazete’de “Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun” (Kanun) adıyla 25.1.2006 tarih ve 5449 sayı numarası ile yayımlanarak yürürlüğe giren kanun ile Türkiye yeni bir kurum ve anlayış ile tanışmış oldu. Bölgesel ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme alanında yaşanan yapısal dönüşümün ve sürdürülebilir kalkınmanın en önemli kurumları arasında yer alacak olan “kalkınma ajansları” Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) koordinasyonunda kurulmaya ve faaliyete geçmeye başlamış ve birçok istatistikî bölgede ajans kurulum çalışmaları da devam etmektedir.

Ajansın (Kalkınma Ajansı) ikincil mevzuat çalışmalarında; Çalışma, personel, denetim, proje ve faaliyet destek ve bütçe ve muhasebe yönetmelikleri ile satın alma ve ihale işlerine dair usul ve esasları içeren kapsamlı bir mevzuat çalışması da tamamlanmış oldu. Ajansların bölgelerindeki kurumların, söz konusu yapılanmadan haberdar olup olmadığını zaman gösterecek. Ancak bu zamanın çok sürmeyeceği tahmin edilmektedir. Zira bölge kurumlarına bazı yükümlülükler (pay verme) getiriyor. Bu çalışmamızda, kısaca ajanslar ve onları ayakta tutacak gelirlerine değineceğiz.


2- KALKINMA AJANSLARININ KISA TARİHÇESİ

Yerel yönetim başlığına, 2006 yılında çıkartılan kanun ile bir yenisi daha eklendi. Ülkemizde bölgeler arası gelişmişlik farklarının dengeli bir yapıya kavuşturulması, bölgesel ve yerel kalkınmanın hızlandırılması ve sürdürülebilir dengeli bir gelişmenin sağlanması için çeşitli politikalar ve araçlar uygulanmıştır. Bunların başında, çeşitli büyüklükteki bölgeleri hedef alan bölge planları yer almaktadır. Bölge planları, kalkınma planlarının hedef ve stratejileri çerçevesinde bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması, geri kalmış yörelerde yaşayan nüfusun refah düzeyinin yükseltilmesi, metropollere büyük yük getiren göç eğilimlerinin istikrarlı bir dinamiğe kavuşturulması, plansız kentleşme nedeniyle oluşan sorunların çözüme ulaştırılması amacıyla bölgelerin özellikleri, farklılıkları, gelişmişlik düzeyleri ve temel sorunları ile potansiyellerinin belirlenmesine yönelik olarak merkezde hazırlanmaktadır.

Kalkınma planlarının sektörel öncelikleri ile mekânsal boyutların bütünleştirilmesine yönelik olarak, bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmek amacıyla, çeşitli dönemlerde muhtelif bölgesel gelişme planları hazırlanmıştır. Bunların başlıcaları; Doğu Marmara Planlama Projesi, Antalya Projesi, Çukurova Bölgesi Projesi, Güneydoğu Anadolu Projesi, Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Gelişme Projesi, Doğu Anadolu Projesi Ana Planı ve Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Planı’dır.

2001 yılı kişi başı gayri safi yurt içi hâsıla verilerine göre, ülkemizin en yüksek gelire sahip ili (Kocaeli, 6.165 ABD Doları) ile en düşük gelire sahip ili (Ağrı, 568 ABD Doları) arasında yaklaşık 11 kata varan bir gelir farkı bulunmaktadır. 2003 yılı illerin sosyo ekonomik gelişmişlik sıralaması çalışmasına göre ise özellikle Ankara’nın doğusunda yer alan illerin sosyo ekonomik gelişmişlik düzeylerinin, genel olarak ülke ortalamasının altında kaldığı gözlenmektedir. Bu durumdan daha da kötüsü, gelişmişlik düzeyi itibarıyla ülke ortalamasının altında yer alan bu illerden çoğunun sıralamadaki yerinin, bir önceki araştırma dönemine (1996) göre, daha aşağılara inmiş olmasıdır. Bu göstergelerden de görülebileceği gibi, başta kaynak sorunu ve bölgesel gelişme alanındaki kurumsal yapının yetersizliği gibi nedenlerden dolayı bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılması ve bölgeler arası dengeli büyüme ve gelişmenin sağlanmasında arzu edilen düzeyde bir iyileşme sağlanamamıştır.

Kanun gerekçesini yukarıdaki bilgiler oluştururken, ilgili sorunları bertaraf etmek amacıyla, AB’nin istatistikî sınıflandırmasına (NUTS) paralel bir şekilde, üç düzey halinde İstatistikî Bölge Birimleri Sınıflandırması (İBBS) yapılmıştır. AB yetkilileri tarafından da onaylandıktan sonra, 28 Ağustos 2002 tarih ve 2002/4720 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan bu sınıflandırmanın, yine aynı Karar kapsamında bölgesel politikaların çerçevesinin belirlenmesinde esas alınması kararlaştırılmıştır.

Katılım Ortaklığı Belgesi temelinde, AB’ye ekonomik ve sosyal uyum sürecinin çerçevesini oluşturan ve 2004–2006 dönemini içine alan Ön Ulusal Kalkınma Planı, Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı tarafından hazırlanarak Yüksek Planlama Kurulu tarafından onaylanmıştır. Ekonomik ve sosyal uyumun en önemli yatay önceliği olarak bölgesel gelişmeye ağırlık veren Plan’da, finansman desteğinin en geniş olduğu alan bölgesel gelişme olarak tespit edilmiştir. Planda yönetim otoritesi olarak DPT Müsteşarlığı belirlenmiş olup, uygulamaya ilişkin görevlerin sektörel ve bölgesel kurumlar gibi “ara kurumlar” ile paylaşılması, bölgesel gelişme politikalarını yerel bazda uygulayacak kurumsal bir mekanizmanın geliştirilmesi ve bu alandaki program ve projelerin yönetimine ilişkin bazı görevlerin Kalkınma Ajanslarına (KA) devredilmesi öngörülmüştür.

2006 yılına gelindiğinde kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek suretiyle, ulusal kalkınma plânı ve programlarda öngörülen ilke ve politikalarla uyumlu olarak bölgesel gelişmeyi hızlandırmak, sürdürülebilirliğini sağlamak, bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak üzere oluşturulacak kalkınma ajanslarının kuruluş, görev ve yetkileri ile koordinasyonuna ilişkin esas ve usulleri düzenleyen kanun çıkmış ve kurulan ajansların teşkilatlanması, üç aşamada gerçekleşmiştir.

Birinci aşamada, Bakanlar Kurulu Kararı (BKK) ile Çukurova ve İzmir Kalkınma Ajansları kurulmuştur. Çukurova Kalkınma Ajansı, Adana ve Mersin illerini kapsamakta olup, ajans merkezi Adana’dadır. İzmir Kalkınma Ajansı da sadece İzmir ilini kapsamaktadır. İkinci aşamada, BKK ile 8 kalkınma ajansı kurulmuştur. Bunların merkezleri ise; İstanbul, Konya, Samsun, Erzurum, Van, Gaziantep, Diyarbakır ve Mardin’dir. Kapsadığı illerin sayısı farklılık göstermektedir. Farklılığın sebebi genel olarak nüfus, sosyo-ekonomik gelişmişlik göstergeleri vb. nedenlerden oluşmaktadır. Üçüncü aşamada ise, BKK ile 16 kalkınma ajansı kurulmuştur. Bunların merkezleri ise sırasıyla; Tekirdağ, Balıkesir, Denizli, Kütahya, Bursa, Kocaeli, Ankara, Isparta, Hatay, Nevşehir, Kayseri, Zonguldak, Kastamonu, Trabzon, Kars ve Malatya’dır. Bunlardan sadece Ankara’nın, ajans kapsamına alınan il sayısı tektir ve o da Ankara ilidir. Üçüncü aşamadaki diğer ajans merkezlerinin kapsamına aldığı il sayısı, 2 ile 6 arasında değişmektedir.




3- KALKINMA AJANSLARININ GELİRLERİ

Ajansın ayakta kalabilmesi için çok farklı bir gelir yapılanması öngörülmüştür. Kanunun 19 uncu maddesi, ajansın gelirlerini ve yöneteceği fonları açıklar. Gelirleri genel olarak merkezî, bölgesel, kurumsal, AB ve diğer uluslararası fonlar ile bağış ve yardımlar olmak üzere beş başlık altında ele alındığı görülmektedir.
Merkezî gelirlere baktığımızda, söz konusu payın hesabı şu şekilde yapılmaktadır: Bir önceki yıl gerçekleşen genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından, vergi iadeleri ile mahallî idarelere ve fonlara aktarılan paylar düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden, binde beş oranında her yıl ayrılacak transfer ödeneğinden, Yüksek Planlama Kurulunca her bir ajans için nüfus, gelişmişlik düzeyi ve performans ölçütlerine göre belirlenecek paydan oluşur. Bu payın takip ve koordinasyonu, Maliye Bakanlığı ve DPT arasında olacağı tahmin edilebilir. Ajansın en önemli gelir kalemidir. Kuruluş çalışmaları ve teşkilatlanmaları, genellikle bu başlık altında elde ettiği gelirler sayesinde yapılmaktadır.

Ajansın ikinci gelir kaynağı, yazımızın da esasını oluşturan bölgesel kurumlardır. Bu kurumlar; belediyeler, il özel idareleri, sanayi ve ticaret odalarıdır. Gelir takibi açısından ajansları en fazla uğraştıracak konular, bu kurumların payları doğru ve zamanında ödeyip ödememesi oluşturacaktır. Genellikle belediyelerin malî yapıları zayıf kabul edilir. İl özel idarelerinin ise sınırlı bir bütçesi olmasına rağmen, söz konusu kurumlar arasında, ajansa ödenmesi gereken payları en sorunsuz ödeyebilecek kurum olma özelliğine sahiptir.

Ajansa pay ödemeleri noktasında sanayi ve ticaret odaları için bir şey söylemek şu an için erken. Odalar da dâhil genel olarak kurumlar, ajanstan beklentileri karşılandığı ölçüde daha uyumlu, yapıcı ve katılımcı olacaklarına dair izlenimler edinmek mümkündür.

Üçüncü gelir kaynağını kurumsal olarak sınıflandırmıştık. Ajansın kurumsal inisiyatifi ile düzenlediği etkinliklerden kendi başına elde ettiği ve edeceği gelirlerdir. Bunlar ise, maddenin (c) ve (g) bendlerinde belirtilen faaliyet gelirleri ile bir önceki yıldan devreden gelirlerdir. Kanunda, faaliyet gelirlerinin neler olacağına dair herhangi bir ayrıntı yer almıyor. Gelirler arasında bir önceki yıldan devreden gelirlere yer verilmesi, ajansın 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda tanımlanan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinden sayılmaması ile doğrudan bağlantılı. Ama bu hali ise ajansın en tartışmalı yanını oluşturuyor. Çünkü merkezden aldığı paylar ile belediyeler ve özel idarelerden aldığı payların tamamı, kamu gelirlerinden sağlanmasına rağmen, Sayıştayca yapılan dış denetime tabi olmamaktadır. Bu da, kamu kaynağını denetim dışına çıkararak kamu adına bir haksızlık yaratıldığına dair tartışmaların yanında, federal yönetime geçişin alt yapısı olduğuna dair tartışmaları da alevlendirmektedir.

Gelir kaynağının dördüncü ayağını, AB ve diğer uluslararası fonlar ile bağış ve yardımlar oluşturmaktadır. Komisyon, 2000 yılından bu yana, Türkiye’ye yıllık ortalama 177 milyon Euro tutarında yardım sağlamıştır. Kopenhag Avrupa Zirvesi sonuçlarında bu miktarın 2004 yılından itibaren önemli ölçüde artırılması tavsiye edilmiştir. Komisyonun “Genişlemiş Bir Birliğe Doğru” başlıklı Strateji Belgesinde bu yardımın 2006 yılı itibarıyla en az iki katına çıkartılması öngörülmüştür.
2003–2006 döneminde, katılım öncesi mali yardım, kurumsal yapılanma ve yatırımlar olmak üzere iki ana önceliğe odaklanacaktır. Kurumsal yapılanma, aday ülkelerin ekonomik, sosyal, düzenleyici ve idari kapasitelerini güçlendirmek için gerekli olan yapıların, stratejilerin, beşeri kaynakların ve yönetim becerilerinin geliştirilmesine yönelik destek sürecidir. Katılım öncesi yardım, tüm sektörlerdeki kurumsal yapılanmanın finansmanına katkıda bulunacaktır. Kullanılabilir kaynakların yaklaşık %30’u bu amaca tahsis edilecek olup, bunlar esas itibarıyla "eşleştirme" vasıtasıyla üye ülkeler ile beraber uygulanmaktadır. Kaynakların yaklaşık %70’i yatırımlara tahsis edilecektir.

Sadece AB kaynaklarından değil, aynı zamanda diğer uluslararası fonlardan sağlanacak kaynaklara da maddenin (b) bendinde yer veriliyor. Maddenin (f) bendinde de, ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarca yapılan bağış ve yardımlara yer verildiği görülmektedir. Söz konusu gelir unsurlarını göz önüne aldığımızda, ajansın rutin işleyen kamu kurumlarından ne kadar aktif olması gerektiği kendiliğinden ortaya çıkar. Her yönüyle duyargaları açık, mevzuata hâkim, lisan bilen, kurumları tanıyan, kurum reflekslerini bilip ona göre bir davranış üreten ve bunları çok hızlı yapan personel ile değil, aksine bir takım çalışması ile sağlanabilir.


4- SONUÇ

Tüm tartışmaların ötesinde ajanslar, son zamanlarda giderek artan yerelliğe olan vurgunun bir yansımasıdır. Harcamaları, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun ve Sayıştayca yapılan dış denetim kapsamı dışında olması şimdilik onun en açık yönünü oluşturmaktadır. Gerekçesinde, finansmanının AB ve diğer uluslararası kurum ve fonlardan sağlanan gelirler oluştursa bile bu açıklama, kamunun payının varlığı göz önüne alındığında eksik kalmaktadır. Fakat her kesimin üzerinde ittifak ettiği husus, bölgesel kalkınmanın kaçınılmaz olduğudur. Burada dengenin nasıl sağlanacağı, adil bir yönetim anlayışının geliştirilmesine bağlıdır.
Her yönüyle mevzuata hakim, dünyayı ve ülke kurumlarını tanıyan, kurum reflekslerini bilip ona göre bir davranışı çok hızlı üreten takım ruhlu çalışanlara ve yöneticilere ihtiyaç vardır. Bu ise ne sadece lisan bilmekle, ne de sadece mevzuata hâkim olmakla gerçekleştirilebilir. Disiplinler arası anlayışa sahip, dünyayı birçok yönden okuyabilen eğitimli insanların söz konusu yapılanmaya içerilmesinde fayda mülahaza edilmektedir.
Özellikle kamu kurumlarına, belediyelere, şirketlere ve yörenin STK’larına ajansın ne yaptığı, ne yapabileceği, ne yapmayacağı anlatılıp, gösterilip ve örneklendirilip onlardan da gerekli desteğin alınması, proje üretiminin, her şeyden önce proje mantığının yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

Hiç yorum yok: